« Önceki | Sonraki »

27/7/2007

Öss Sınav Sistemi Üzerine

Milyonlarca gencimiz yine zorlu bir sınavdan geçti ve maalesef bu milyonlarca gencin çok ama çok büyük bir kısmının hayali, bir başka zamana ve bahara kaldı. Geriye ise yine hayal kırıklığı yine sevinçlerin ve ideallerin ertelenmesi ve yine büyük bir beyin ve işgücü potansiyelinin atıl duruma düşmesi ile kaybedilen kazanımlar kaldı sadece.

Peki, nasıl oluyor da bu kadar büyük bir potansiyele sahip olan bizler bu potansiyeli kullanamıyoruz ve varlık içerisinde yokluğu yaşama zorluğunu çekiyoruz? Milyonu aşkın gencimiz -ki bunlar içerisinde ileri düzeyde zeki denilecek yüz binlerce ve dahi denilebilecek binlerce gencimiz bulunmakta- neden en temel bireysel hakları olan eğitim hakkı ve özgürlüğünü kullanamıyorlar? Sadece ideolojik ve siyasal sebeplerden ötürü bir insanın okuma hakkının kısıtlanması nerede görülmüş bir uygulamadır ve hangi akl-ı selim sahibi bu uygulamaya sahip çıkıp destekleyebilir?

Burada dünyanın en zeki kadını olan Prof. Dr. Nadia Camukovanın şu sözlerini hatırlatmakta fayda var:[1]

 "Bugün Türkiye'de üniversiteye girmeye kalksam belki ÖSS'yi kazanamam!"

 "Bir insanın hayatını 3 saate sığdırmak kadar yanlış bir şey yok. İnsan hayatını Milli Piyango'dan çekmiyor ki!"

Evet, dünyanın en zeki insanının bile abartılı olsa dahi bu şekilde sözler sarf etmesi insanı oldukça fazla düşündürmektedir. Yine aynı şekilde üstün zekâlı öğrencilerimiz hakkında:

"Bazı üstün zekâlı öğrencilerle normal zekâlı çocuklar aynı ortamda kaynaştırılmaya çalışılıyor. Bu tür yollarla üstün potansiyelli çocuklar yok e[2]diliyor, normalleştiriliyor."

Şekilde açıklama yaparak sınav sisteminin ne kadar problemli olduğuna ve ülkenin geleceği açısından kayıpların ne kadar fazla olduğuna değinmektedir.

Genel olarak eğitim sisteminin oldukça hantal ve verimsiz olduğu bir ilköğretim ve lise dönemini yaşayan öğrencimiz; bu eğitim sürecinin sonunda görmediği veya yüzeysel gördüğü konular üzerinden sınava alınmaktadır. Bu verimliliği oldukça tartışmalı olan sınav neticesinde yine büyük bir çoğunluk yatkınlık ve sevgi aramadan bir bölüme yerleşme endişesi içerisinde tercih yapmaya zorlanmaktadır. Oysaki esas olan; okunacak bölüm açısından liyakat, öğrenci açısından ise yatkınlık, ilgi ve sevgidir. Eğer bu şartlar ikinci plana atıldığı takdirde mutlaka bir yerde sancısı çekilecektir. Daha iyimser bir bakış açısı ile o bölümün verimliliği azalacak ve olumsuz sonuçlar doğuracaktır.

Üniversite ile iş kavramları aynı anda anılır olmuştur. Öğrencilerimiz bir iş için üniversite okunması lazım şeklinde şartlanmışlardır. Elbette iyi bir iş için iyi bir üniversite ve iyi bir bölüm gerekiyor, hatta şart bile denilebilir; ama sadece iş bazında düşünüldüğü takdirde ister istemez ekmek kapısı olarak algılanmakta ve sınavı kazanmak için maddi ve manevi olarak çok büyük kayıplar olmaktadır. Sırf kazanma uğruna her türlü feragatı hiç çekinmeden yapan gençlerimizin varlığı azımsanamayacak kadar fazla olduğu unutulmamalıdır!

Hâlbuki yurt dışındaki üniversiteler baktığımızda; sistem çok iyi bir şekilde işlemekte ve gerçekten de hak eden öğrenciler bir şekilde bu hakkı elde edebilmekte, ileri düzey zekâ sahibi öğrencilerin ise ellerinden tutulup, hangi alanda mükemmel ise o alanda profesyonelleştirilip ülkenin gelişimine katkı sağlaması gerçekleştirilmektedir. Bu bir mühendislik alanı olabileceği resim veya güzel sanatlar da olabilmektedir.  Her öğrenci imkân ve kabiliyetlerine göre bir bölüme gitmekte ve bu sayede hem okuduğu alanda başarılı olma ihtimali oldukça yükselmekte hem de bölümünü severek okuduğu için ortaya çıkardığı ürün ve kazanım oldukça kaliteli olabilmektedir.

Örneğin Alman üniversitelerinde okuyabilmek için sınavlara girmek gerekmemektedir. Fakat bu sistem ilköğretimden itibaren çok iyi bir şekilde işlediği için -adeta bir iç içe geçmiş bir elek silsilesi gibi- her öğrenci kabiliyetine göre bir düzeye yerleştirilmekte ve gerçekten de üniversite okuma zekâ ve kabiliyetine sahip olan öğrenciler üniversite kapısına dayanmaktadır. Bu sayede okunacak bölüm için liyakat okuyacak öğrenci için ise yatkınlık, ilgi ve sevgi şartları sağlanmış olmaktadır. Üniversite de dahi akademisyen ve kariyer ile kısa yoldan iş hayatında girmek için alternatif okuma şekilleri sunulması ile okuyan öğrenciden maksimum verim elde edilebilmektedir.

Diğer ülkelerdeki eğitim sistemi de aynı şekilde öğrencinin isteği ve kabiliyeti üzerine kurulmuştur. Yani bireysel yetenekler tespit edildiği takdirde ön plana çıkarılmakta ve en iyi şekilde eğitim alabilmesi sağlanmaktadır. Ülkemizde ise tam tersine genel olarak; çoğunluk içerisinde farklı ve üstün yeteneklerdeki öğrenci fark edildiği halde pasifize edilerek veya normalleştirilerek hali hazırdaki kazanım ve kabiliyetleri dahi köreltmektedir.

Sonuç olarak en kısa süre zarfında sınav sistemine bir çözüm getirilmeli ve atıl durumda olan yüz binlerce gencimizden mutlak verim alınmaya çalışılmalıdır. İlköğretimden yüksek öğretime kadar olan eğitim sistemi üzerinde eksik kalınan noktalar üzerinde rehabilite çalışması yapılmalı ve temelden sağlam kazanımlar elde etmiş öğrenciler yetiştirilmelidir.

 

Yusuf ŞAHİN 

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder!

1 yorum yazılmıştır

  1. Yazan: luckyangel | Tarih: 2007-07-27 12:45:22
    Konu: ÖSS çilesine son demenin zamanı gelmedi mi:(
    yarış atı konumundaki gençlikten ne beklenebilir...en güzel yıllarını yaşayamadan dersane okul ev üçgenine sıkışmış bir grup insan.ama hayat bu değil artık ÖSS'ye değil hayata hazırlanmalı 3 saat kime yetebilir ki bir düşünün?siz ya da tanıdıklarınızdan mutlaka bir ya da birileri bu maratonda ve cevap vermedikçe, koyun oldukça da sistemin eksileri hayatımıza el koymaya devam edecek.dur deme zamanı geldi.Tepkisiz kalmayın tepki yaratın!!!

    Bağlantı »

Kategorilerim

Arkadaşlarım

Bağlantılarım

Blogcu ile yapıldı